K
Kocaeli BM Bağımlılıkla Mücadele Derneği
Menü
Bağımlı Mıyım?
Tüm Köşe Yazılarına Dön
Ömer KARATAŞ • 07 Ekim 2026

Gerçek Mesajı Unutanlar

Gerçek Mesajı Unutanlar

Ekranların arasında kaybolurken, asıl mesajı unutuyoruz.

Metroda, kaldırımda, otobüs durağında…

Nereye baksak aynı görüntü.

Başlar önde, gözler telefon ekranında.

Birinin parmağı ekranda aşağı yukarı hareket ediyor. Bir başkası kulaklığının içindeki dünyaya çekilmiş. Yan yana oturan iki insan, birbirlerine söyleyecekleri birkaç cümle varken birbirlerinin yüzüne bakmak yerine telefonlarına bakıyor.

Bunu artık garipsemiyoruz.

Asıl garip olan da bu galiba.

Eskiden sokakta yürürken insanların yüzlerine bakardık. Şimdi ekranlarına bakıyoruz.

Bir bildirim sesi duyulduğunda elimiz istemsizce telefona gidiyor. Kim yazdı? Ne oldu? Yeni bir haber mi var? Birisi fotoğraf mı paylaştı?

Çoğu zaman hiçbir şey yok.

Ama yine de bakıyoruz.

Çünkü telefon artık cebimizde taşıdığımız bir eşya olmaktan çıktı. Dikkatimizi nereye vereceğimizi belirleyen bir alışkanlığa dönüştü.

Sonra bir gün, masanın üzerinde iki şeyi yan yana görünce insan ister istemez durup düşünüyor.

Bir tarafta akıllı telefon.

Diğer tarafta Kur’ân-ı Kerim.

Biri sürekli ses çıkarıyor.

Diğeri sessiz.

Biri birkaç saniyede bir kendisini hatırlatıyor.

Diğeri ise açılmayı bekliyor.

Ve insanın aklına şu soru geliyor:

Biz gerçekten neyi daha çok merak ediyoruz?

Telefonumuza gelen mesajı mı?

Yoksa bize hayat hakkında söylenmiş asıl mesajı mı?


Bugün telefonlarımızda yüzlerce, hatta binlerce mesaj birikiyor.

Bazılarını okumadan siliyoruz.

Bazılarını birkaç saniye sonra unutuyoruz.

Bazılarına cevap vermeyi bile gereksiz buluyoruz.

Fakat hayatımıza dair en önemli soruların cevaplarını taşıyan metinler, çoğu zaman yanı başımızda sessizce duruyor.

Kur’ân-ı Kerim’deki ayetlerin sayısı, yaygın kabul gören sayımda 6236 olarak ifade ediliyor.

6236…

Bu rakamı yalnızca bir sayı olarak görmek mümkün.

Fakat o sayının arkasında insanın kendisine, hayatına, sorumluluklarına ve Rabbine dair söylenmiş binlerce söz olduğunu düşündüğünüzde mesele değişiyor.

Çünkü bugün bize ulaşan her mesaj aynı değerde değil.

Telefon ekranına düşen bir bildirim, birkaç saniyeliğine dikkatimizi çekebilir.

Ama insanın hayatına yön verecek bir söz, bazen yıllarca zihninde kalır.

Bazen bir cümle vardır.

İnsan onu yirmi yaşında okur, kırk yaşında yeniden hatırlar.

Çünkü bazı sözlerin zamanı yoktur.


İnsanlık anlam arıyor.

Yüzyıllardır kitaplar yazıyoruz. Kütüphaneler dolduruyoruz. Felsefeler kuruyor, bilimsel çalışmalar yapıyor, romanlar yazıyor, şiirler söylüyoruz.

Kendimizi anlamaya çalışıyoruz.

Dünyayı anlamaya çalışıyoruz.

Hayatın nereden gelip nereye gittiğini anlamaya çalışıyoruz.

Belki de insanın en büyük arayışı bu:

Anlam.

Fakat bugün tuhaf bir noktadayız.

Her şeyi öğrenmeye çalışırken kendimizi dinlemeye zaman bulamıyoruz.

Dünyanın öbür ucunda yaşanan bir olayı birkaç saniye içinde öğreniyoruz; fakat aynı evde yaşayan insanın neden sustuğunu fark etmiyoruz.

Bir başkasının hayatını sosyal medyadan eksiksiz takip ediyoruz; kendi hayatımızın nereye gittiğini ise bazen bilmiyoruz.

Telefon rehberimiz yüzlerce isimle dolu.

Ama gerçekten arayıp “Nasılsın?” diyebildiğimiz insanların sayısı giderek azalıyor.

İşte insanı düşündüren tarafı burası.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı.

Ama dikkatimizi de parçaladı.

Ve dikkat parçalandığında insanın kendisiyle baş başa kalması zorlaşıyor.


Burada suçu telefona atıp geçmek kolay.

Ama mesele telefon değil.

Mesele teknoloji de değil.

Mesele, insanın kendi iradesini fark etmeden başka bir şeyin eline bırakması.

Telefonu biz kullanırken sorun yok.

Fakat bir noktadan sonra telefon bizi kullanmaya başlıyorsa, orada durup düşünmek gerekiyor.

Bir dakika daha…

Bir video daha…

Bir bildirim daha…

Derken hayatın kendisi beklemeye alınıyor.

Sofradaki sohbet erteleniyor.

Çocuğun anlattığı hikâye yarım kalıyor.

Arkadaşımızın yüzündeki yorgunluğu fark etmiyoruz.

Kitabın kapağı kapanıyor.

Ve bazen insan, bütün bunların ne zaman olduğunu bile anlayamıyor.

Belki de çağımızın en büyük meselesi yalnızca bağımlılık değil.

Neye bağımlı olduğumuzu fark edememek.


Tam da bu nedenle kitap fuarlarının kıymetini yalnızca satılan kitapların sayısıyla ölçmemek gerektiğini düşünüyorum.

Kocaeli’de düzenlenen 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’na gidince insan bunu daha iyi anlıyor.

Koridorlarda dolaşan insanlar…

Bir kitabın önünde durup sayfalarını karıştıran çocuklar…

Bir yazarla tanışmak için bekleyen gençler…

Birbirine kitap tavsiye eden insanlar…

Bunların hepsi aslında aynı şeyi söylüyor:

İnsan hâlâ merak ediyor.

Hâlâ öğrenmek istiyor.

Hâlâ kendisine dokunan bir cümlenin peşinden gidebiliyor.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey tam olarak bu.

Biraz yavaşlamak.

Bir kitabın başında birkaç dakika durmak.

Bir cümlenin üzerinde düşünmek.

Ve en önemlisi, başımızı ekrandan kaldırıp yanımızdaki insanı yeniden görmek.


Bu noktada Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği’nin kitap fuarındaki çalışması da anlam kazanıyor.

Çünkü bağımlılıkla mücadele yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değildir.

Bazen mücadele, sorun daha başlamadan önce insanın hayatında başka bir kapı açabilmektir.

Bir çocuğu kitaba yaklaştırmak.

Bir genci spora yönlendirmek.

Bir aileyi yeniden aynı masanın etrafında buluşturmak.

Bir insanın ekranın içine kapanmak yerine gerçek bir sohbetin parçası olmasını sağlamak…

Bunların her biri küçümsenmeyecek işler.

Çünkü bağımlılık çoğu zaman insanın hayatındaki boşluklardan içeri giriyor.

O boşluğu neyle doldurduğumuz ise sandığımızdan çok daha önemli.

Bu yüzden bazen bir kitap, bazen bir dost sohbeti, bazen bir uzmanla yapılan kısa bir görüşme insanın hayatında tahmin edilenden daha büyük bir yer açabiliyor.

Derneğin fuardaki standında gönüllü olarak görev yapan uzmanlar ve klinik psikologlar da tam bu nedenle önemli.

İhtiyacı olan insanın karşısında, onu yargılamadan dinleyen birinin bulunması bile başlı başına kıymetli.


Yolunuz 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’na düşerse, B Salonu’ndaki K20 numaralı Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği standına uğrayın.

Bir selam verin.

Biraz sohbet edin.

Çocuğunuz için bir kitap bakın.

Kendiniz için de bir tane alın.

Belki de uzun zamandır yapmadığınız bir şeyi yapın:

Telefonunuzu cebinize koyun.

Sadece birkaç dakika.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı yeni bir bildirime değil, eski ama unutulmuş bir hakikate kulak vermektir.

Bazen bir kitabın kapağını açmak, insanın kendi içine açılan bir kapıyı aralamasına vesile olur.

Ve belki de hepimiz, günün birinde kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bunca mesajın arasında, asıl mesajı ne zaman okumayı bıraktık?

Telefon susar.

Bildirimler kaybolur.

Ekran kararır.

Ama insanın kendisine sorduğu o soru kalır.

Belki de bugün yapmamız gereken, yeni bir mesaj beklemek değil.

Gerçek mesajı yeniden hatırlamaktır.

Ne mutlu, okuduğunu yalnızca zihninde taşımayıp hayatına da taşıyabilene.

Ve ne mutlu, ekranın ışığına dalıp kalmadan, önündeki sayfanın ışığını fark edebilene.

Yazar

  • Yazan
    Ömer KARATAŞ
  • Yayın Tarihi
    07 Ekim 2026