Bilgisini Toplumsal İyiliğe Adayan Erdemli İnsanlara
Zekâ ve başarı tek başına yeterli değildir; erdem ahlakıyla desteklenmeyen bilgi, topluma fayda yerine ciddi zararlar verebilir. Gerçek eğitim, sadece sınav kazandırmak değil; vicdanı güçlü ve sorumluluk sahibi insanlar yetiştirmektir.
2026 yılı Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tamamlandı.
Milyonlarca gencimiz aylarca, hatta yıllarca emek verdi.
Aileler büyük fedakârlıklar yaptı.
Şimdi herkes heyecanla sonuçları bekliyor.
Her yıl olduğu gibi yine puanlar konuşulacak, sıralamalar yapılacak.
"Hangi üniversiteye kim yerleşecek?" diye tartışacağız.
Bütün bunlar elbette hayatın çok önemli bir parçası.
Ancak bu telaşın içinde durup kendimize samimiyetle sormamız gereken daha derin bir soru var:
Biz çocuklarımızı sadece sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa hayata da hazırlayabiliyor muyuz?
Çocuklarımızın başarılı olması için saçımızı süpürge ediyoruz.
Peki, "iyi insan" yetiştirmek için aynı gayreti gösterebiliyor muyuz?
Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın ısrarla dikkat çektiği acı bir gerçek var:
Ahlaki değerlerle desteklenmeyen yüksek zekâ, maalesef çok yanlış alanlarda kullanılabiliyor.
Düşünsenize; pırıl pırıl, üstün zekâlı bir genç kimya mühendisi oluyor.
Ama bu kıymetli bilgisini insanlığa faydalı bir ilaç bulmak için kullanmıyor.
Gidip merdiven altı laboratuvarlarda gencecik insanları zehirleyecek sentetik uyuşturucu üretiyor.
Yazılım dehası bir bilgisayar mühendisi düşünün.
O da yeteneğini siber suç şebekelerine katılarak insanların alın terini çalmak için harcıyor.
En zorlu sınavlardan dereceyle geçen o başarılı tıp mezunları...
Ahlaki olgunluğa erişemediklerinde organ kaçakçılığına bulaşabiliyorlar.
Hatta minicik bebeklerin canı üzerinden para kazanan "yenidoğan çeteleri"ne dönüşebiliyorlar.
Sorun Zekâda Değil, Yönündedir
Peki sorun nerede?
Sorun zekâda değil; zekânın hangi amaç uğruna kullanıldığında.
Küresel sistem, gençlerimize sürekli bencil bir model dayatıyor.
Sadece kendi çıkarını düşünen "Homo Economicus" (ekonomik insan) modelini.
Oysa insan, sadece çıkar hesaplayan bir makine değildir.
İnsan; vicdanı, merhameti ve değerleri olan bir varlıktır.
Değerler Eğitimi Merkeze Alınmalıdır
Eğitim sistemimiz notları ve diplomaları çok iyi ölçüyor.
Ama dürüstlüğü, vicdanı ve sorumluluk duygusunu aynı hassasiyetle ölçemiyor.
İşte bu yüzden, eğitimin tam merkezine "Değerler Eğitimi" yerleştirilmelidir.
Gelişim psikolojisi çok net söylüyor:
Dürüstlük, sözünde durma, adalet, empati ve kul hakkına riayet etme gibi erdemler küçük yaşta kazanılır.
Özellikle 4–6 yaş arasındaki erken çocukluk döneminde.
Üstelik bu değerler çocuklara kuru nasihatlerle değil;
oyunlarla, masallarla ve günlük yaşam içinde sorumluluk verilerek kazandırılır.
Dünyadan Örnekler
Bakın, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden Japonya bu işi nasıl çözüyor?
Anaokulundan itibaren çocuklara yaşam becerileri ve sorumluluk eğitimi veriliyor.
Çocuklar kendi sınıflarını temizliyor, arkadaşlarına yemek servis ediyor.
Çin'de ise çocuklara doğuştan gelen zekâdan ziyade, çaba ve çalışkanlık aşılanıyor.
Bu uygulamalar bir angarya değil;
topluma katkı bilincinin bir parçası olarak öğretiliyor.
Asıl Sormamız Gereken Soru
Bizim de artık sormamız gereken yeni sorular var:
"Kaç net yaptın?" sorusunun yanına,
samimi bir soru daha eklemeliyiz:
"Bugün hangi doğru davranışı gösterdin?"
Çünkü erdem olmadan bilgi her zaman eksik kalır.
Vicdanla frenlenmeyen güç ise tehlikeli bir silaha dönüşür.
Sınavlar hayatın sadece kısa bir bölümüdür.
Karakter ise hayatın ta kendisidir.
YKS'de derece yapan pırıl pırıl gençlerimiz elbette ülkemizin gururudur.
Ancak ülkemizin asıl ihtiyacı sadece zeki bireyler değildir.
Bilgisini toplumsal iyiliğe adayan, başarısını ahlakıyla taçlandıran erdemli insanlardır.
İnanın, işte o zaman sadece daha "başarılı" değil...
çok daha huzurlu, vicdanlı ve güvenli bir toplum olacağız.
Yazar
-
YazanÖmer KARATAŞ
-
Yayın Tarihi01 Temmuz 2026