BEDEN UNUTUR MU? BAĞIMLILIK GERİDE KALIR MI?
Biyorezonans üzerine sahadan bir değerlendirme
Geçenlerde ellili yaşlarının üzerinde bir büyüğümle karşılaştım.
Elindeki sigara paketini masanın üzerine koydu.
Öyle gelişi güzel değil… sanki bir yükü biraz olsun kenara bırakır gibi.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Otuz yılım geçti bununla.” dedi.
Otuz yıl…
Bir alışkanlıktan fazlası bu. İnsanın hayatına sinmiş, zamanla karakterine karışmış bir şey.
Anlatmaya başladı:
“Kaç kere bırakmayı denedim hatırlamıyorum. İlaç kullandım, nikotin bandı denedim. Kendime söz verdim. ‘Bu sefer olacak’ dedim. Üç gün oldu, beş gün oldu… Sonra yine aynı yere döndüm.”
Bunu söylerken şikâyet de etmiyordu aslında. Daha çok kendine kızgın gibiydi. Ama o kızgınlığın altında yorgunluk vardı.
Sonra bir an durdu.
“Sonra biyorezonans diye bir şey duydum. Açık konuşayım, önce inanmadım. Hatta biraz uzak durdum. Ama bir yerde insan artık sadece denemek istiyor… başka bir şey kalmıyor çünkü.”
Biraz sustu.
“Seanslardan sonra bir şey değişti. Bir anda mucize olmadı. Ama içimdeki o güçlü istek… sanki geri çekildi. Zamanla sigara hayatımdan çıktı. Şimdi içmiyorum.”
Bunu anlatırken büyük bir zafer gibi değil, ağır bir yükün yere konması gibi konuşuyordu.
Bağımlılık dediğimiz şey sadece bir alışkanlık değil
Sahada insanı en çok şuna tanık olmak yoruyor:
Çoğu insan aslında bırakmak istiyor.
Gerçekten istiyor.
Ama yine de dönemiyor.
Bir şey çekiyor geri.
Bir koku, bir stres, bir anlık boşluk…
Ve insan bazen kendine bile anlam veremiyor.
İşte tam orada anlaşılıyor ki mesele sadece irade değil.
Daha derinde, daha sessiz bir yer var.
Biyorezonans üzerine konuşulanlar
Son yıllarda adı daha fazla duyulan yöntemlerden biri biyorezonans.
Bu yaklaşımı savunanlar, insan bedeninin sadece etten kemikten ibaret olmadığını söylüyor.
Bir denge, bir ritim, bir uyum hali olduğunu ifade ediyorlar.
Bağımlılık yapan maddelerin bu dengede izler bıraktığını, zamanla bedenin bunu “alışılmış” gibi kabul ettiğini dile getiriyorlar.
Biyorezonans uygulamaları da bu noktada, bedenin o eski dengeye yeniden yaklaşmasına yardımcı olmayı hedefleyen bir yöntem olarak anlatılıyor.
Bu konu elbette tartışmalı.
Farklı görüşler var.
Kesinleşmiş bir bilimsel uzlaşı yok.
Ama sahada değişmeyen bir şey var:
İnsanlar çözüm arıyor.
Ama sadece çözüm değil…
Bir tutunacak yer, bir nefes, bir ihtimal arıyor.
Bunu yargılamak kolay.
Anlamak ise daha zor.
Çünkü bazen bir insanın aradığı şey tıbbi bir cevap değil, “yeniden başlayabilirim” duygusudur.
Biz Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği olarak şunu sahada çok net görüyoruz:
Bağımlılık, tek bir kalıba sığmıyor.
Her insanın düşüşü başka.
Her kalkışı başka.
Her mücadelesi kendine özel.
Bu yüzden tek bir doğru üzerinden yürümek yerine, insanı merkeze alan her yaklaşımı dikkatle izliyoruz.
Biyorezonans da bu süreçte, bazı insanların deneyimlediği ve kendine bir çıkış yolu ararken başvurduğu yöntemlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Asıl soru hâlâ aynı
Sahada, hastanede, evde, sokakta…
Soru değişmiyor:
Bir insan yeniden başlamak istiyor mu?
Gerisi yavaş yavaş geliyor.
Yöntemler değişiyor.
Denemeler değişiyor.
Ama o iç mücadele hep aynı kalıyor.
Çünkü bağımlılıkla mücadele sadece bırakmak değildir.
Bazen yeniden tutunmaktır.
Bazen yeniden kendine gelmektir.
Bazen de insanın kendiyle yeniden barışmasıdır.
Bazen büyük değişimler, küçük bir anın içinde başlar.
Bir cümleyle.
Bir fark edişle.
Bazen de yıllarca süren bir döngüyü kırma cesaretiyle.
Bizim sahada gördüğümüz şey tam olarak bu.
Ve her gün yeniden karşılaştığımız gerçek de bu.
Yazar
-
YazanÖmer KARATAŞ
-
Yayın Tarihi22 Haziran 2026